30.10.2017 Çok şükür ???

    İçimde çok didiştiğim, hatırladığım kadarıla yüzüne annem olduğu için kötü bir şey söylememeye çalıştığım, zor kabul ettiğim şimdi ise anlayabildiğim bu dünyadaki karşılıksız sevenim, iyi ki var dediğim, sağlığına duacı olduğum, can parçam.

     İçimde neden mi didiştim? Çok yakışıklı bir babam var benim. Uzun boylu, renkli gözlü, Atatürk duruşlu, sesi sözü tok bir babam. Annem fiziksel olarak daha ufak tefek, kendisine özen göstermeyen, iyi niyetli, hayattan sevdikleri ve tanıdıkları için beklentileri olan cefakar bir annem var benim. Dedim ya didiştim ama içimde didiştim canım. Her ne ise yıllarca (hatta 20 yaşıma kadar) yakıştıramamıştım babacığıma annemi ne fiziksel ne de ruhsal ? Ama evin kızı olarak sorumluluklarımı bildiğimi ve yerine getirmeye çalıştığımı düşünürüm arkama baktığımda anneme saygısızlık yapmadan. Zira gün içinde en çok annemizle berabersinizdir anneleri çalışmayanlar bilir. Demeyin şimdi küçücük bir çocuğun hatta 20 yaşına kadar ne sorumluluğu olur. Sorumluluk almak istersen yaşı olmaz ? 

     ...

     Evlendikten sonrada devam etti benim babama düşkünlüğüm sanki annemde diğer kardeşlerime düşkündü, ya da bu benim gönlümü rahatlatmak için bulduğum bir savunmaydı her ne ise artık. Ta ki günün birinde Rabbim bana bir CAN emanet edene kadar. Her doğuranın ana olmadığına inanıyorum gün geçtikçe, olamadığına. Annemin ne kadar fedakar ve cefakar olduğunu gün geçtikçe daha çok anladım zaman içinde. Ve şükrettim/ ediyorum ki annemin gönlünü kırmadan gelebildim bu günlere. Ufak tefek diyeceğimiz kırıklıkları hesaba bile katmıyorum ama umarım onu anladığımı ve ne kadar çok sevdiğimi hissettirebilmişimdir. Şükrediyorum Tanrıya ki onu anlama fırsatı verdi bana.

     Ne mi anladım?? Zorluklar içinde yokluktan kurulan devletin ilk çocuk ve torunlarıydı annem ve babamların kuşağı. Köylerinde elektirik yokken okumaya çalışan, baktıkları hayvanlarla kendi karınlarını zor doyuran, domatesi yeşilken yiyen, kızarınca çürümüş diye yemeyen, kendi yağları ile karulmaya çalışırken hiç şikayet etmeden yollarına devam eden Cumhuriyet çocuklarıydı onlar. Hürriyet önemli diyordu anneannem rahmetli. Hürriyetin varsa açta yatsan doyarsın. Annem hiç çıkmamış evlenince çıkmış köyünden dışarı. Babam rahmetli, “ben köyde tarlada çalışmayı sevmezdim onun için okudum” derdi nerede ise köyün ilk okuyup köy dışına çıkan askerlerinden. Her ne ise annemle evlenmeleri de bir kitaplık hikaye oraya hiç girmeyeyim şimdi. 

    Dedik ya sorumluluk verilmez alınır. Öyle büyük sorumlulukla evlenmişler ki annemle babam. Zaten yokluk içinde zar zor yaşayan bir kız, kadın olunca, ana olunca tabiki evlatları güzel yetişsin diye didinmiş kendi yol ve yöntemince ama eşi ve evlatları dışındaki sorumlukları hiç inmemiş İNMEDİ  sırtlarından annem ve babamın. Ta ki 2012 Haziranında babamı başka bir boyuta uğurlayana kadar hissettim o sorumluluklarını.

     Annem babamın güçlü yapısının gölgesinde kalmıştı yıllarca. Kendisi için bir şey isteyeceği aklına bile getirmeden bir ona bir buna koşturarak geçirdi hayatını. Hala kız kardeşlerinin tuhaf davranış ve tutumlarına, hatta bazen baskılarına rağmen kendini yetiştirmeye çalıştığını görmek ne kadar özel size anlatamam. Uzun lafın kısası imkanları çerçevesinde kendi yağı ile kavrulmaya çalışmış, severken bile çekinmiş,sevgi sözcüklerini çok kullanmasada gönülden seven, kimseye zararı olmayan güzel yüreğim benim. Bana gelince “Allah sana bir CAN emanet etmese idi bilemezmiydin ki bunları?” diyenleriniz olacaktır. Haklısınız ama karşılıksız sevmenin ne demek olduğunu, cefanın, cefakarlığın ne demek olduğunu görmem yetmemiş ki yaşayarak nakşedilmesi gerekiyormuş yüreğime...İYİ Kİ VAR BU DÜNYADAKİ NEREDE İSE TEK KARŞILIKSIZ SEVENİM. Benim sevdiklerimi sormayın onlar biraz kalabalık ?